Site Haritasi
Spor Toto Süper Lig
Referandum Sonuçları
haber
HABER ARAMA
Web Haber     haber ara
Anasayfa
Türkiye
Siyaset
Spor
Teknoloji
Dünya
Ekonomi
Sağlık
Yaşam
Sanat
Eğitim
Haber Detay

Arkadaşlarıma gerekli talimatı verdim

Başbakan Erdoğan, dün Meclis'te gerginliğe neden olan Peygamber tartışmasıyla ilgili kişinin partiden daha önce ihraç edildiğini açıkladı.

Arkadaşlarıma gerekli talimatı verdim
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
İşte Erdoğan'ın ağzından olayın aslı:

"Bir insan cehaletinden olabilir farklı yaklaşım tarzından olabilir. Böyle bir ifadeyi kullanmış diye, siz bunu hiçbir zaman tasvip etmeyen, eğer sen de inançlıysan bir müslümansan bunu zaten tasvip edemezsin. Niçin? Çünkü peygamberlik zinciri kapanmıştır, bitmiştir. Artık bir peygamber yoktur. İkinci bir peygamber olarak, biz bu dinin mensupları olarak bunu göremeyiz. Hele hele Tayyip Erdoğan için böyle birşey söyleyemezsin. Çünkü biz kurulu veya kurulmakta olan tabuları yıkmak üzere gelmiş bir siyasi partiyiz. Bana böyle bir yakıştırmayı yapan karşısında, arkadaşım gerekenleri söyledi ama, ikinci defa söylenince artık bu tahammül sınırlarını ciddi bir şekilde aştı. Benim partimde böyle bir insan barınamaz. Nitekim daha farklı şekilde söylenmiş olan arkadaşlarıma da gerekli talimatı verdim: 'Ya istifasını alın ya ihraç edin' Olayın aslı budur ve bunun üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışan basit bir muhalefet anlayışı. Olay budur."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başını kuma gömerek sorunları yok sayanların, o sorunların daha kronik hal almasına neden olarak çok büyük kötülük yaptıklarını ifade ederek, 'Geçmişte bu yanlışlara biz de düştük, onu da söyleyeyim ama şimdi bu yanlışlarla yüzleşme dönemidir' dedi.

Başbakan Erdoğan, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumunca (USAK) düzenlenen 'Değişen Dengeler ve Türkiye'nin Artan Önemi' konulu konferansta konuştu.

Yüzyıllardır tüm farklılıkları zenginlik olarak gören, herkesi hoşgörü içinde bir arada yaşatabilen bir kültüre yakışmayan siyasi hataları bir kenara bıraktıklarını, sorunlarla yüzleştiklerini, toplumsal barışı güçlendirecek adımları attıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

'Bizim yapmaya çalıştığımız, güçlü bir çözüm iradesi ortaya koyarak Türkiye'de birlik, beraberlik ve bütünlüğü tesis etmek, kardeşliği daha da pekiştirmektir. Kürt meselesinin hatta Kürt kelimesinin bu ülkede bir tabu olarak görülmesi, tartışılmaması, konuşulmaması, telaffuz edilmemesi, soruyorum, acaba terörü önlemiş midir yoksa tam tersine terörü beslemiş midir? Bazı inanç gruplarının sorunlarının görmezden gelinmesi Türkiye'ye ne kazandırmıştır? Azınlıkların yok sayılması Türkiye'ye, demokrasimize ne kazandırmıştır? Hiçbir şey kazandırmamış, tersine kaybettirmiştir.

Başını kuma gömerek sorunları yok sayanlar, o sorunların daha kronik hal almasına neden olarak çok büyük kötülük yapmışlardır. Geçmişte bu yanlışlara biz de düştük, onu da söyleyeyim ama şimdi bu yanlışlarla yüzleşme dönemidir. Demokratikleşme noktasında, demokratik açılım, 'Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi' biz hiçbir zaafı, hiçbir yavaşlamayı kabul etmiyoruz. Demek ki sırtımızda o zaman küfe yoktu. Yumurta küfesini kast ediyorum ama şimdi yumurta küfesini alınca bu küfenin içindeki bu yumurtalar sorunları teşkil ediyor. Bunları şimdi bizim tek tek sırtımızdan atmamız lazım. Nasıl atacağız, sorunları çözerek. Bunlar Türkiye'nin geleceğini çok yakından ilgilendiren, gelecek nesillerin yaşayacağı modern Türkiye'nin sağlam, demokratik temellerini bugünden atan girişimlerdir. Hükümet olarak taviz vermemiz, hız kesmemiz asla söz konusu olmayacaktır. Bedeli ne olursa olsun söz konusu olmayacaktır.'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Biz hükümet olarak biliyoruz ki asıl mesele sorunları üreten zihniyeti değiştirmek, sorunları üreten sebepleri ortadan kaldırmaktır. Zihniyet değişimi kolay bir olay değil ama zihniyet değişimi olmadan uygulamada başarıya ulaşmak da mümkün değil' dedi.

Erdoğan, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumunda (USAK) düzenlenen, 'Değişen Dengeler ve Türkiye'nin Artan Önemi' konulu konferansta konuştu.

Türkiye'nin her açıdan çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, bunun hem konum ve etkinlik açısından hem de insan ve bilgi birikimi açısından böyle olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman ama aynı zamanda demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak Avrupa kurumlarıyla bütünleşmeyi hedeflemiş bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, 'Avrupalı bir ülkeyiz ama yine aynı zamanda Orta Doğu'nun, Kafkasların, Balkanların, Afrika'nın ve Yakın Doğu'nun siyasetini, sosyolojisini, psikolojisini en iyi şekilde anlayabilecek bir ülkeyiz' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin tarih birikimi, kültürel zenginliği, beşeri potansiyeli ve coğrafi konumunun eşsiz fırsatlar sunduğunu ve önemli misyonlar yüklediğini kaydederek, şöyle konuştu:

'Türkiye, gerek bölgeler ve kıtalar arasındaki eşsiz konumuyla, gerek medeniyet, kültür ve siyaset birikimiyle stratejik bir öneme sahiptir. Sahip olduğu özellikler Türkiye'yi kendi halinde, sıradan bir ülke olmaktan çıkarıp, etki gücü yüksek, önemli bir aktör haline getiriyor. Türkiye, kendisi istese dahi içe kapalı, pasif, dünyadaki gelişmelere ilgisiz kalabilen, gözünü yumabilen bir ülke haline asla gelemez. Böyle bir ülkeymiş gibi davranamaz. Balkanlarda hangi ülkede bir sorun yaşansa çözüm arayan gözler Türkiye'ye döner. Kafkaslarda hangi ülkede bir kriz çıksa Türkiye'nin katkısı beklenir. Türk dünyasının hangi ülkesinde bir sıkıntı olsa Türkiye'nin desteği aranır. Orta Doğu'da hangi kronik sorun aşılmak istense Türkiye'nin rolü hesaba katılır. Afganistan'da, Pakistan'da yaşanan gerilimlerde Türkiye'nin geliştireceği inisiyatif dikkate alınmak durumundadır. Afrika'da, Sudan'ın Darfur'unda bir insanlık dramı ortaya çıksa Türkiye, kurumlarıyla, sivil toplum örgütleriyle orada faaliyet gösterir. Uluslararası gerilimlerde BM Güvenlik Konseyi'nin geçici üyesi olan Türkiye söz sahibidir. Kültürler arası gerilimlerin aşılması için başlatılan Medeniyetler İttifakı Girişimi'nde Türkiye eş başkandır. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri bir Türktür. NATO'da Türkiye en önemli güç durumundadır.'

'KISIRDÖNGÜ KIRILIYOR'

Dünyada dengelerin değiştiğini, Türkiye'nin öneminin de her geçen gün arttığını ve oynadığı rollerin değiştiğini, çeşitlendiğini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin buna alışması ve ciddi bir öz güvene sahip olması gerektiğini vurguladı.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

'Ancak bu durumun analizi, bugüne kadar yeterince yapılmış mıdır? Ne yazık ki yapılmamıştır ve bunun üzerinde de hassasiyetle durulmamıştır. Üniversitelerimiz yıllar boyunca son derece detay ve lokal meselelerle meşgul olmuştur. Medyamız, daha günlük daha magazinel daha popüler konularla ilgilenmeyi tercih etmiştir. Sivil toplum kuruluşlarımız uzunca bir dönem özgürce faaliyet yürütecekleri zemin ve imkanlardan yoksun kalmıştır. Özgür düşünce, bilgi üretimine ve paylaşımına ortam hazırlayacak olan demokrasimiz yıllarca standartlarını yükseltememiştir. Yükseltme gayreti içine girdiğiniz zaman da 'ne oluyoruz' sorusuyla karşı karşıya kalmıştır. Bugün bu kısır döngünün kırılmakta olduğunu hep birlikte ve büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz. Açıkçası Türkiye, içine kapanan ve sonu gelmez tartışmalarla enerjisini heba eden değil dışa açılan ve bilgiyi maksimum düzeyde kullanan ve üreten bir ülke konumuna yükseliyor.'

AK Parti döneminin en önemli özelliğinin bu olduğunu vurgulayan Erdoğan, USAK ve benzeri düşünce kuruluşlarının bu yeni dönemin somut habercileri olduğunu kaydetti.

'BUGÜNÜN SORUNLARI DÜNDEN FARKLILAŞTI'

Soğuk savaş döneminin sona ermesi ve küreselleşmenin getirdiği değişimle özellikle uluslararası ilişkiler ve güvenlik kavramlarının ciddi ölçüde farklılaşmaya başladığını belirten Erdoğan, dünün sanal, yapay, türetilmiş ve abartılı tehditlerinin yerini bugün göç, terör, iklim değikliği, nükleer silahların yaygınlaştırılması gibi somut ve gerçekçi tehditlerin aldığını söyledi.

Bugünün sorunlarının dünden farklılaştığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

'Elbette geçmişten bu yana tekrar eden, devam eden sorunlar vardır ancak bunlara ek olarak tarihte ilk kez yaşanan sorunlarla da yüz yüzeyiz. Onun için güncelleşme veya güncelleştirme bizlerin olmazsa olmaz bir hareket, bir pratik alanıdır. Sorunların mahiyeti, kapsamı, aktörleri, kaynakları çok hızlı bir şekilde değişiyor. Değişen sorunları bildik yöntemlerle aşmak mümkün olmadığı için çözüm çabalarının da mevcut durumu iyi analiz etmesi, doğru algılaması gerekir. Toprakları ve sınırları koruma anlayışı 11 Eylül saldırılarıyla bir değişim geçirmiştir. 11 Eylül'de sadece ikiz kuleler değil güvenlik anlayışları da yıkılmıştır. Tehditler, riskler ve mücadele yöntemleri değişmek zorunda kalmıştır. Küresel düzeyde taşınan sorunlar, küresel işbirliklerini gerekli hale getirilmiştir.'

Türkiye'nin tarihi ve kültürel birikimiyle dünyadaki değişime yön vermek, yeni düzende yapıcı ve aktif roller üstlenmek gibi bir potansiyele sahip olduğunu belirten Erdoğan, 'Bunun yolu elbette öncelikle kendi iç sorunlarımızı hafifletmekten kendi ayaklarımız üzerinde doğrulmaktan, kendi değişimimizi ve gelişimimizi sağlamaktan geçiyor' diye konuştu.

Türkiye'deki hızlı gelişmeyi rakamlarla anlatan Erdoğan, ülkenin 2002'de dünya ekonomileri arasında 26. sırada olduğunu, kaydedilen hızlı büyüme sayesinde bugün 17. büyük ekonomi konumuna yükseldiğini söyledi. Küresel finans krizine rağmen ekonomi ve turizmde önemli gelişmeler yaşandığına dikkati çeken Erdoğan, 'Şu anda uluslararası kuruluşlar 2010 ve sonrasında Türkiye ekonomisinin en hızlı büyüyen ekonomiler arasında yer alacağını teyit ediyor ve kredi derecelendirme kuruluşları da aynı şekilde Türkiye'nin notunu artırıyor' dedi.

'İSTİKRAR VE GÜVEN ŞART'

Türkiye'nin dış politikada küresel meselelerde de varlığını hissettirdiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, 'Hükümet olarak 7 yıldır iç politikayı, dış politikayı, ekonomiyi ve demokratikleşmeyi birbirine paralel şekilde eş zamanlı olarak dönüştürmenin ve ilerletmenin gayreti içindeyiz' diye konuştu.

Erdoğan, şöyle konuştu:

'Kendi içinde istikrar ve güven zeminini temin edemeyen bir ülkenin reformlarını kalıcı hale getirmesi, bölgesel meselelerde söz sahibi olabilmesi mümkün değildir. Hem gerçekleştirdiğimiz tüm reformları sağlam bir zemin üzerine inşa etmek hem de bölgesel ve küresel barışı tesis edebilmek için istikrar ve güveni en önemli kriterler olarak görüyoruz. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum artık küresel sermaye gideceği ülkede iki kavramı arıyor. Bunlardan bir tanesi istikrardır bir tanesi güvendir. Eğer bu aradığı, araştırdığı ülkelerde güven, istikrar yoksa oraya gitmiyor. Örneğin, bizim görüşme yaptığımız küresel sermayenin temsilcileri bizlere hep şunu söylerler, 'ülkenizde seçim var mı?', 'seçim zamanında yapılacak mı?', 'acaba bir istikrar, güven tehdidi var mı?', hep bunları sorarlar. Niçin? Buraya gelip gidiyor, yatırımlarını yapacak. Eğer bu yatırımlarını yaptığı zaman burada bu tür sıkıntılar varsa bu ülkeye gelmesinin anlamı yok. Çünkü yarın iflas tehditleriyle karşı karşıya kalacaktır. Bir başka tehditlerle de farklı bir şekilde karşı karşıya kalabilirler. Onun için bunu hazırlamak durumundasınız. Bunu hazırladığınız takdirde küresel sermaye rahatlıkla buraya gelir ve yatırımını yapar.'

'ZİHNİYET DEĞİŞİMİ KOLAY DEĞİL'

Başbakan Erdoğan, eğer demokratikleşme alanında 7 yıldır büyük reformları gerçekleştirmemiş olsalardı Türkiye'nin ekonomide ve dış politikada bugünkü noktaya ulaşamayacağını vurgulayarak, daha ileri seviyeleri yakalamak için demokratikleşme çabalarının aynı kararlılıkla devam etmesi gerektiğini vurguladı.

Bunun mücadelesini verdiklerini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

'Türkiye büyük bir demokratikleşme ve değişim süreci yaşarken geçmişten devraldığı kronik sorunları aşmaya çalışmakta, terör gibi bölgesel kalkınma farklılıkları gibi birçok sorunu ciddiyetle ele almaktadır. Biz hükümet olarak biliyoruz ki asıl mesele sorunları üreten zihniyeti değiştirmek, sorunları üreten sebepleri ortadan kaldırmaktır. Zihniyet değişimi kolay bir olay değil ama zihniyet değişimi olmadan uygulamada başarıya ulaşmak da mümkün değil. Asıl tehlike bilgisizliktir, yanlış algılardır, ön yargılardır, yanlışta ısrar etmektir. Türkiye gibi kültürel siyasi derinliğe sahip, dünyanın birçok bölgesiyle tarihi ilişkileri olan ülkeler için asıl tehlike içe kapanmaya çalışmaktır, gelişmelere ilgisiz kalmaktır. İçeride ve dışarıda sanal tehditler imal ederek toplumu dizayn etme siyaseti de komşuları düşman gibi konumlandırma anlayışı da soğuk savaş dönemiyle birlikte artık tarihe karışmıştır. Biz bu yüzden düşman üretme değil dost kazanma anlayışıyla hareket ediyor, Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini hayata geçirmeye çalışıyoruz.'


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan google ara


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan google haber ara

03 Subat 2010 16:12 Tarihli haber

facebook Twitter Bookmark digg it digg it Google kaydet! stumbleupon
Çıktı Yukarı Çık
Baslik:
Metin: /500


Yorumlar ___________________________________________________________________